Yahudilerin sahip çıktığı Musevîlik ise, yine bu milletin kendi
sapıklıklarını din içine sokmalarıyla, Musa Aleyhisselâmın getirdiği
şeriattan uzaklaşmıştı. Yahudiler, kendi peygamberlerinden sonra
yeni bir şeriatla gelen İsa Aleyhisselâma düşmanlık yapmakla da hak
yoldan tamamiyle mahrum olmuşlardı.
İranlılar da, Mecusîlik adı verilen ateşperestlik yani ateşe tapma
gibi sapık bir dinin içindeydiler. Araplar ise putlara tapıyorlardı.
Bu arada komşuları olan Hıristiyan ve yahudi milletlerin tesirinde
kalarak bu dinlere girenleri de vardı. Ancak bunlar, putperest
Araplara göre oldukça az, bir kısım kabilelerdi. Zaten putperest
düşünce ve davranışlar, Hıristiyanlık ve yahudilik gibi diğer dinler
içerisine de girmişti.
Araplar içerisinde İbrahim Aleyhisselâmın şeriatı üzerine devam
eden, Allahü Teâlâ'nın birliğine iman eden "Hanifler" de vardı.
Ancak bunlar adetleri belli olacak kadar az bir sayıdaydılar.
Araplar ahdine vefâ göstermek, müsafire ikramda bulunmak, sünnet
olmak, tırnak kesmek gibi Hazreti İbrahim ve Hazreti İsmail'den
kalma bazı sünnetleri de yapıyorlardı. Ne var ki, hak din üzere
olmadıkları için cahillik onları esir etmişti.
Cehaletin getirdiği kötülükler içerisinde, kabileler arasında kan
davaları sürüp gidiyordu. Sadece haram ay sayılan Receb, Zilkade,
Zilhicce ve Muharrem denilen dört ayda harbi bırakıyorlardı.
Kabileler halinde idare olunduklarından, Kabe'de her kabileye ait
olmak üzere 360 adet put doldurulmuştu. Kurulan panayırlarda,
yaşayış şartlarından çok ileride edebiyat yarışmaları yapılıyor,
şairler ve hatipler insanları hayli tesir altında tutuyordu.
İnsan hakları ayak altına alınmış, güçlüler zayıfları eziyor,
köleler ve esirler içler acısı bir halde yaşıyor, kadınlara önem
verilmiyor, kız çocukları geçim sıkıntısı veya damat ayıbı
korkusuyla diri diri toprağa gömülüyordu. Ahlâksızlık her tarafı
kaplamıştı.
İşte gerek Arabistan Yarımadası'nın içine düştüğü cahillik, gerekse
Bizans ve İran Devletlerinin hüküm sürdüğü yerlerdeki sapıklık ve
ahlâksızlık, birbirinden aşağı kalır şekilde değildi. Bütün insanlık
âleminin karanlık bulutlar altında ve karışıklık içerisinde yaşadığı
bir devirde, onları bu alçak ve bayağı hayattan kurtarıp ebedî
kurtuluş ve saadete ulaştıracak bir Peygamber bekleniyordu.
Hıristiyan ve yahudilerin mukaddes kitapları böyle bir peygamberin
geleceğini, zamanının yaklaştığını bütün alâmetleri ile
müjdeliyordu. Bu peygamberin Hazreti İbrahim soyundan, Mekke
taraflarından çıkacağına dair bilgiler veriliyordu