Arapça "selem" kökünden
alınmış olan islâm, lügatta, "itaat etmek, boyun eğmek, teslim
olmak, kötülüklerden salim bulunmak, selamete ulaşmak" vb. anlamlara
gelen bir mastardır. islâm Hz. Muhammed (s.a.v)'e Allah tarafından
vahiyle bildirilen son ve kâmil dinin adıdır. Bu dine uyanlara
Müslüman denir.
Genel manada Müslümanlık Allah'ın
varlığına, birliğine O'ndan başka ilâh olmadığına Hz. Muhammed
(s.a.v)'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna, O'nun tebliğleriyle
temellendirilen sisteme inanmak ve inandıklarını uygulamak yani amel
etmek demektir. Bu durumda olan kimseye Müslüman denir. islâm'a bu
ad bizzat islamın Kutsal Kitabı Kuranı Kerim de şöyle yer alır:
"Allah katında gerçek din islâm'dır." (002) "Allah kimi doğru yola
eriştirmeyi dilerse onun kalbini islâm'a açar." (003) "... işte bu
gün sizin için dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi
tamamladım, sizin için din olarak islâm'ı beğendim." (004)
Kur'an-ı Kerim'in birçok âyetinde islâm ve
o kökten türeyen kelimeler geçmektedir. islam anlayışına göre islâm,
Hz. Adem'den itibaren gelen bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri
dinlerin adıdır. Bir değişikliğe, tahrif ve sapmalara uğramaksızın
orjinal şekliyle kıyamete kadar baki kalacak son dinin Hz. Muhammed
(s.a.v) tarafından bildirilen şekli islâm'dır. Bir ayet-i kerimede,
"O, peygamberlerini hidâyet ve hak din ile gönderendir. Çünkü O,
bunu diğer bütün dinlerden üstün kılacaktır. Müşriklerin hoşuna
gitmese de" (005) buyurulmuştur.
Herhangi bir kişinin Müslüman olabilmesi
için Kelime-i şahadet'i kalben tasdik ve dil ile ikrar etmesi
gerekir. Müslümanlığın esasları dörttür:
1-Kitap (Kur'an-ı Kerim),
2-Sünnet (Hz. Peygamber (s.a.v)'in örnek
yaşayışı ve sözleri),
3-icma-i ümmet (Din alimlerinin toplanarak,
kitap ve sünnete uygun şekilde, dinî bir konuda karar vermeleri),
4- Kıyas-ı fukaha (Din alimlerinin, daha
önceki verilen hükümlerden faydalanarak, yeni çıkan durumlar için
kaideler koymaları).
islâm açısından Kelime-i şahadet, kesin
kabul ve tasdik ifade eden imanın bir tezahürüdür. Kişi böylece
Allah'ı ve peygamberi kabul etmiş demektir. Kur'an-ı Kerim, iman
kelimesini bazı ayetlerinde islâm kelimesiyle aynı anlamda
kullanmıştır. Bu bakımdan imanın şartlarından biri veya bir kaçını
inkâr eden, imandan da islâm'dan da çıkmış olur. islâm,
müntesiplerinin dünya ve ahiret saadetini sağlamak için bir takım
temel prensipler koymuştur:
1-itikadî hükümler (inançlarla ilgili),
2-Amelî hükümler (ibadet ve yaşayışlarıyla
ilgili),
3-Ahlâkî hükümler (moral değerlerle
ilgili).
Müslümanlık, ilâhî dinlerin sonuncusu
olarak Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından tebliğ edilmiştir. islâm VII.
yüzyılın başlarında Arabistan'da doğmuştur. Bu sırada gerek
Arabistan'da gerek dünyanın diğer yörelerinde birçok din mevcuttu.
islâm önce Mekke ve Medine'de yayılmış, sonraları Arap yarımadasının
diğer bölgelerine girmiştir. Dünyanın birçok ülkelerinde islâm'ın
yayılmasında Türklerin büyük rolü olmuştur.
islâm'ın doğuşu sırasında Mekke'de
putperestlik hâkimdi. Kabe 360 putun (006) merkezileştiği bir
panteon idi. Dini hayatta Allah'tan başka birçok mabutlara Tanrı
diye tapıyorlardı. Mabutların başlıcaları, Lat, Menat, Hübel ve Uzza
idi. Kabe mukaddes bir ibadethane olmakla beraber Mekke'de ayrıca
bir rahip zümresi vardı. Dinî hayat ve ibadetler kabile
başkanlarınca idare edilirdi. Kâhinlerin de toplumsal hayatta özel
bir yeri vardı. Yine islâm'ın doğuşu sırasında Mekke ve Medine'de az
da olsa Yahudi ve Hıristiyan cemaati yaşamakta idi. Bununla beraber
o bedevi toplumda Hanif denilen puta tapmayı reddeden Yahudi ve
Hıristiyan da olmayan bir zümre yaşamakta idi. O sıralarda dünya
genelinde tam bir kargaşa yaşanıyordu. Mevcut dinler insanlara huzur
vermek, onları manevi yönden tatmin etmekte yetersiz kalıyordu. işte
bu ortamda Arabistan'dan doğan islâm güneşi, karanlıkların
giderileceğine dair insanlara ümit vermiştir.
Mekke, yüzyıllardır hem ticaret, hem de din
açısından merkezi bir hüviyete sahipti. Araplar genellikle göçebe
olmalarına rağmen, Mekke, Medine, Yemen vb, beldeler şehir
yaşayışına buyük ölçüde adapte olmuştu. islâm'ın Hz. Muhammed
(s.a.v)'e bildirildiği dönemde, Arap toplumunda putlara tapmanın
ötesinde (008) insanlar, hurafe ve batıl inançlarla iç içe
yaşıyorlar, adeta bütün hayatlarına sihirbazlar ve falcılar yön
veriyordu. Araplar arasında puta tapıcılığın tabii bir sonucu olarak
"Tağut" denilen tapınaklar da gelişmişti. Kâbe'ye gösterdikleri
saygıya benzer tarzda bu tapınaklara da saygı gösteren Araplar, bazı
özel günlerinde bu tapınakların önünde kurban keserler, tavaf
ederler ve kur'a okları çekerlerdi. Ayrıca Araplar evlerinde de put
bulundururlardı. Bunların putları Allah ile kendi aralarında ortak
tutmalarına "müşriklik" denir. Her kişinin bir putu vardır. Kişi
ancak kabilesini terk ettiği taktirde putunu değiştirirdi. Bunların
dışında Araplar arasında yıldızlara ve atalara tapınma inancı da
oldukça yaygındı.
Müşriklerin baskı ve zulümlerinden dolayı
ilk müslümanlar ibadetlerini gizli yapmışlardır. Hz. Peygamber
(s.a.v)'in islâm tebliğinin ilk üç yılı sonlarında Hz. Ömer'in de
Müslüman olmasıyla sayıları kırka ulaşmıştı. Hz. Ömer'in islâm'ı
kabulü Müslüman topluma moral kazandırmıştır. Artık bu andan
itibaren Müslümanlar hem inançları, hem de ibadetlerini
saklamamışlardır.
islâm, nazil olduğundan günümüze kadar bir
harfi bile değişmeyen ilâhî kitap Kur'an'a ve O'nun tebliğcisi Hz.
Muhammed (s.a.v)'in hadislerine dayanmakta, böylece bütün insanlığa
hitap etmektedir. islâm evrensel bir dindir, bir milletin, bir
zümrenin veya bir bölgenin dinî değildir.
islâm evrensel olduğu gibi O'nu tebliğ eden
peygamber de bütün insanlığa gönderilmiştir: "Habibim seni müjdeci,
haberci ve bütün insanların Peygamber'i olmaktan başka bir sıfatla
göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler". (009)
islâm öncelikle fertlerin düzelmesini esas
alır. Fertler düzeldiği ölçüde, o toplum da düzelecektir. ideal
toplumun teşekkülü de böylece sağlanmış olacaktır. islâm, bütün emir
ve yasaklarında dünya-ahiret dengesini en iyi şekilde kurmayı hedef
edinmiş bu hedefine de en mükemmel şekilde ulaşmıştır.
inanç ve ibadet Sistemi
Eski dilde iman karşılığında kullanılan
inanç "inanmak, itimat etmek" anlamına gelir. Din terminolojisinde
inanç, "mutlak tasdik" manasındadır." (010) Gerçek manada tasdik dil
ile kalbin birleşmesidir; buna erişen kişi de mü'mindir. Dil ile
tasdiki kalbiyle pekiştirmeyen kişiye münafık denir. Halk deyimiyle
iki yüzlülük halidir. iman, amel ile birleştiği zaman daha da önem
kazanır. iman amelle olgunluğa kavuşur. Ameli olmayan kişinin imanı
bulunabilir. Hz. Peygamber (s.a.v)'in "Sizin iman bakımından en
kâmil olanınız, ahlâk bakımından en güzel olanınızdır. (011) Hadis-i
şerifleri imanın, ancak amel ile yüceleceğine dikkat çekmektedir.
islâm ilahiyatı ile ilgilenen
araştırıcılar, Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde geçen iman ve
islâm terimlerini ayrı ayrı inceledikleri gibi, iki terimin
birbiriyle olan münâsebeti üzerinde de durmuşlardır. Hadd-i zatında
iman ile islâm kelimeleri arasında lügat açısından fark bulunmakla
beraber, bu daha çok özellik ve genellik yönündedir. iman daha özel,
islâm ise daha geneldir. Daha açık bir ifade ile iman tasdik, islâm
ise teslimiyet demektir. Bir bakıma tasdikin gerçekleşmesi,
teslimiyeti ister istemez akla getirmektedir. Ancak her teslimiyetin
tasdik manasında algılanması da mümkün değildir.
Konu genel hatlarıyla ele alındığında islâm
ile insanın bir olduğu görülmektedir. islâm nazarında mümin olsun,
müslim olsun aynı dinî hükümler uygulanır. Hz. Peygamber (s.a.v)
insanları, mümin, kâfir ve münafık olmak üzere üç kısma ayırmıştır.
imam-ı Azam'a göre insan ile islâm arasında lügat açısından fark
bulunmakla beraber, din bakımından islâmsız iman, imansız islâm
mümkün değildir. islâm kelâmcıları iman esaslarını öncelikle ikiye
ayırır:
1-icmalî iman (toptan inanma, Kelime-i
Tevhid, Kelime-i şahadet),
2-Tafsili iman (Amentü'de ifade edilen
hususlara ayrıntılı olarak inanmak),
islâm Dini'nin iman esaslarını Kur'an-ı
Kerim bildirmiştir. Amentü denilen imanın altı esasını bir arada Hz.
Peygamber (s.a.v) açıklamıştır.